5 Kasım 2009 Perşembe
4 Ekim 2009 Pazar
Guraba (Gureba | Garipler - Türkçe alt yazılı)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
'İslâm garip olarak başladı ve yine garip hale gelecektir. Müjdeler olsun o gariplere'
Müslim, İman: 232; Timizi İmân: 13; İbniMice, Fiten: 15; Dârimî, Rikak: 42; Müsned, 1:184,298.
22 Haziran 2009 Pazartesi
Dua
Dua insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir ve bunu Allah'a duyurmasıdır. Dua, insanın acziyetinin itirafıdır. Dua yakarıştır aciz olmaktan uzak olana, Sübhan olana... Dua, Allah'a çıkarılmış davettir. Dua insanın Allah'a imdat çağrısıdır. Dua mü'minin silahıdır...
(videoyu vimeo'da izlemek için tıklayın)
19 Mart 2009 Perşembe
Avustralyalı gencin Müslüman olma hikayesi
4 Ocak 2009 Pazar
31 Ağustos 2008 Pazar
24 Nisan 2008 Perşembe
17 Nisan 2008 Perşembe
15 Nisan 2008 Salı
23 Şubat 2008 Cumartesi
Gureba (Garipler)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
'İslâm garip olarak başladı ve yine garip hale gelecektir. Müjdeler olsun o gariplere'
Müslim, İman: 232; Timizi İmân: 13; İbniMice, Fiten: 15; Dârimî, Rikak: 42; Müsned, 1:184,298.
Khalid yasin - ghuraba
16 Şubat 2008 Cumartesi
1999 YeniŞafak Reklamları
18 Ocak 2008 Cuma
Çeçen Marşı ve Türkçe Çevirisi
Marş'ın Türkçeye Uyarlanmış Hali:
Çeçenistan Hakkında
26 Kasım 2007 Pazartesi
Kıyamet Suresi ve Açıklaması
Meal:
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Hayır, kıyamet gününe kasem(yemin) ederim. (1)
2- Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de kasem(yemin) ederim. (2)
3- İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor?
4- Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (3)
5- Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.' (4)
6- "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.
7- Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,' (5)
8- Ay karardığı,
9- Güneş ve ay birleştirildiği zaman;
10- İnsan o gün: "Kaçış nereye?"(Kaçacak bir yer var mı?) der.
11- Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok.
12- O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır.
13- İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.
14- Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir(şahittir).
15- Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.
16- Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.
17- Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.
18- Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.
19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir. (6)
20- Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.
21- Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz.
22- O gün yüzler vardır ışıl ışıl parlar. (7)
23- Rablerine bakıp-durur.
24- O gün, öyle yüzler de vardır ki sismsiyah kesilmiştir.
25- Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.
26- Hayır; can, köprücük kemiğine(can boğaza) gelip dayandığı zaman,
27- "Son müdahaleyi yapacak kim" denir. (Bunu iyileştirecek var mı?)
28- Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.
29- Bacağı bacağına dolaşır.(ölüm korkusundan ayakları birbirine dolaşır)
30- O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.
31- Fakat o, ne doğrulamış(ne dini tasdik etmiş) ne de namaz kılmıştı.
32- Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
33- Sonra çalım satarak(yaptığıyla övünerek) yakınlarına gitmişti.
34- Sen buna müstahaksın(layıksın), dahasına müstahaksın.
35- Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın. (8)
36- İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır? (9)
37- Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (10)
38- Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.'
39- Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.
40- (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir? (11)
Açıklama: (Mevdudi'nin açıklamaları temel alınmıştır)
1. Bu şekilde (hayır! ile) sureye başlamakla anlaşılıyor ki, daha önce bir konu vardır ve bu sure, işte o konuya bir reddiye mahiyetinde nazil olmaktadır. Biraz ileride, adı geçen konunun, kıyamet, ahiret ve ahiretteki hayat ile Mekke'lilerin onu inkâr etmeleri ve hatta alaya almaları olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Kıyamet günü üzerine yemin edilmiş olması, bu olayın muhakkak gerçekleşmesiyle ilgilidir.
2. Kur'an'da insan nefsi, üç tip olarak sınıflandırılmaktadır. Birincisi, insanı kötülük yapmaya teşvik eder, bunun ismi nefsi emmare'dir. İkincisi yanlış bir iş ve düşünceye niyet ettiği zaman o kişiyi bu yüzden kınar ve azarlar, buna nefsi levvame denir. Bugün buna biz vicdan adını vermekteyiz. Üçüncüsü de, doğru yol üzerinde sebat ederek sapık yollardan sakınmak suretiyle tatmin olan nefistir, buna da nefsi mutmainne denir(Fecr 27-30'da Allah'ın Cennete davet ettiği nefis). Üzerine yemin edilen ikinci şey, nefsi levvame'dir. Dünyada tamamen bir sağ duyuya, vicdana sahip olmayan kimse yoktur. Her insanın içinde iyiliğin ve kötülüğün de hissi vardır. Bir kişi ne kadar bozulmuş, dejenere olmuş olursa olsun, vidanında muhakkak kötülük yapmamasını ve iyilikte bulunmasını isteyen bir dürtü vardır. Böyle birisinin iyilik ve kötülük kriteri yanlış olabilir. Ama yine sağ duyusu ona yaptıkları hususunda itiraz eder. Bu, insanın salt bir hayvan olmadığını göstermektedir. Onun içinde ahlâki bir duygu vardır. İyilik ve kötülük arasında tefrik yapabilme hissi vardır. Kendini yapmış olduğu iyiliklerden ve kötülüklerden sorumlu sayar. Eğer başkasına bir kötülük yapsa, ancak vicdanını susturarak tatmin olur ve eğer başkası ona bir kötülük yapsa, o zaman kalbinde bunun cezalandırılması gerektiğine dair bir istek oluşur.(Bu vicdan fıtrat gereğidir) Şimdi eğer bir insanın yapısında böyle bir nefsi levvame varsa ve varlığı inkar götürmüyorsa, o zaman bu aynı nefsi levvamenin kıyamet günü insanın karşısına bir şahit olarak getirileceği de inkâr edilemez. Allah bize kınayıcı bir güdü vererek bize lütufta bulunmuştur ve buna rağmen negatif davranılıyorsa elbette bunun hesabı sorulur. Hasan-ı Basri "kendini kınayan nefis" kavramını şöyle yorumlamıştı; "Vallahi, müminin her zaman özünü eleştirdiğini, nefsini kınadığını görürsün. `Şu sözü ne amaçla söyledim?' `Şu lokmayı niçin yedim?', `içimden geçirdiğim şu düşüncenin amâcı nedir?' der sürekli olarak. Günahkâr kimse ise tutturduğu yolda ilerler, özünü eleştirmek hiç aklına gelmez."
3. Yani, değil bu kemikleri bir araya getirip iskeletinizi ortaya koymak, biz sizin en ufak ve en hassas parçacıklarınızı hatta aynı parmak izlerinizi bile yeniden meydana getirmeye kadiriz. Ayrıca bilinen bir gerçek olarak parmak izleri tüm insanlarda birbirinden farklıdır. Tek yumurta ikizlerinde bile parmak izleri aynı değildir. Ceninin genetik yapısı kadar kan basıncının, rahimdeki pozisyonunun ve beslenme düzeninin de parmak izlerine etki ettiği biliniyor. DNA dışındaki etkenler iki kardeşi de farklı etkilediğinden parmak izleri de farklı olacaktır. Allah, insanın parmak izerini bile (ne kadar çeşitlilik ve farklılık gösterirse göstersin) yeniden yaratmaya kadir olduğunu söyler.
4. Bu kısa cümleyle, ahireti inkâr edenlerin gerçek hastalıklarının teşhisi konulmaktadır. Bunlar, aslında kıyameti ve ahireti mümkün görmedikleri için inkâr etmiyorlar. Asıl sebep, ahirete inanmakla doğacak birtakım ahlâki sorumluluklardan hoşlanmamalarıdır.Bunların isteği, tıpkı ipini koparmış bir dana gibi sorumsuzca yeryüzünde dolaşmak. İşlemekte oldukları zulüm, sömürü, fısku-fucür ve ahlâksızlara son vermek istemiyorlar. Bu yüzden ahiret olgusunu kabule yanaşmıyorlar, öyleyse ahirete inanmalarına engel olan akılları değil nefsanî şehvetleridir.
5. Bunun sözlük anlamı "şimşekten gözlerin kamaşması" olarak geçmektedir. Fakat Arapça bir deyim olarak kullanıldığında sadece bu anlama gelmiyor. O zaman "korku, hayret veya ani bir olayla karşılaşıldığında şaşıp kalma ya da gördüğü bir şeye korkudan gözlerini faltaşı gibi açıp bakakalma" anlamına gelir.
6. Kur'an'ın anlamının, gayesinin ve emirlerinin açıklanmasının Allah tarafından Rasulüllah'a bildirilmesinin sebebi, kendi söz ve eylemleriyle insanlara onu anlatması ve o pratiğe göre amel etmeyi de onlara öğretmesi içindir. Eğer bu gaye olmasaydı ve onun ilmini yalnızca kendine saklaması sözkonusu olsaydı o zaman bu işin bir manası kalmazdı. Çünkü peygamberlik görevini yerine getirmenin bir faydası olmayacaktı. O halde ancak aptal bir insan bu ilmin hiçbir şerî özelliğinin olmadığını ileri sürebilir. Nahl Suresi 44. ayette Allah: "Ey Peygamber! Sana, insanlara açıklayasın diye Kur'an'ı indirdik. Belki düşünürler" buyurmuştur. Kur'an'da ayrıca dört yerde de Rasul'ün vazifesinin yalnızca Allah'ın ayetlerini bildirmek değil; bu Kitabı öğretmek olduğu açık açık buyurulmuştur. (Bkz. Bakara: 129 ve 151; Al-i İmran 164; Cuma 2) Burda sünnete bağlılığın ne kadar önemli olduğu görülür.
7. İşte ışıl ışıl parıldayan yüzler. Bu parıltıyı Rabblerine bakmaktan alıyorlar. Rabblerine, ha! Bu ne yüksek düzeyli bir mertebe! Bu ne erişilmez bir mutluluk! (Seyyid Kutub)
8. Müfessirler, "evlâ-leke" sözünün bir çok manası olduğunu söylemişlerdir. "Tuh olsun sana, helâk olasıca, perişan olasıca, yazık sana." gibi anlamları vardır. Mevdudi'ye göre en uygunu İbn Kesir'in tefsirinde dediği gibidir. Yani "Sen kendini yaratanı inkâr etmeye cüret ettikten sonra sana ancak böyle bir tavır layıktır." Bahsi geçen bu söz bir tür alaydır ve cehennem'de azab görenlere Allah'ın (c.c) böyle diyeceği Kur'an'ın diğer ayetlerinde belirtilmiştir. Mesela: "Hadi tad bakalım, şerefli ve değerli kimse?" (Duhan 49) geçtiği gibi.
9. Aynı şeyden Kur'an-ı Kerim'de başka bir yerde şöyle bahsedilmektedir. Allah kıyamet günü kafirlere "... sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?" (Müminun 115) diyecektir. Bu iki yerde de, ölümden sonra bir hayatın gerekli olduğu soru şeklinde sorulmaktadır. Yani "Sen gerçekten kendini bir hayvan gibi mi zannediyorsun? Hayvan ile senin aranda açık bir fark olduğunu görmez misin? Onların bir iradesi yokken size irade verilmiştir. Onların amellerinde iyi ve kötü kavramı yoktur. Senin fiillerinde ise iyinin ve kötünün tartılması vardır. Bu yüzden nasıl olur da kendinizi tıpkı hayvanlar gibi sorumluluk yüklenmemiş ve yaptıklarından sorgu suale çekilmeyecek zannedersiniz? Hayvanlar, sadece cibilliyetlerine uygun olarak hayat sürdürdüklerinden onların yeniden diriltilmemeleri akla uygundur. Çünkü bunlar kendi akıllarıyla herhangi bir felsefe oluşturmuş ya da yeni bir din uydurmuş değildirler. Ne kendilerini yaratandan başkasını mabud olarak almışlar ve ne de kendileri mabudluk taslamışlardır. Kendilerinden sonra gelecek nesillere kadar tesirleri uzanacak ve karşılığında da ceza ya da mükafaat görecekleri, bir iyi veya kötü sünnet de başlatmış değiller. O halde bunların öldükten sonra yok olmalarına bir anlam verebilirsin. Çünkü onlar yaptıkları amellerden sorumlu değillerdir ve dolayısıyla tekrar dirilterek onlara hesap sormaya da gerek yoktur. Ama size gelince, ölümden sonraki hayattan nasıl kaçabileceksiniz? Çünkü, ta ölünceye kadar yaptığınız amellerin iyi veya kötü bir sonucu ve bu sonuçların da etkileri ve dolayısıyla da bunların bir cezası ya da mükafaatı olması gerekir. Sizin aklınız da bunu teyid etmez mi?
10. Buna benzer bir durum da yasin suresinde belirtilmiştir; -İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, bize apaçık bir hasım(düşman) kesildi.-Kendi yaratılışını unutarak Bize bir misal verdi; dedi ki: 'Çürüyüp-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?'- De ki: 'Onları, ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir.'- (Yasin 77-79)
11. Birçok rivayetlerden, bu ayet okunduğu zaman Allah Rasulü'nün bu soru ifadesine bazen "bela" (evet) , bazen "Allah'ım seni tenzih ederim ki yine evet" diyerek karşılık verdiği anlaşılır. (İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, Ebu Davud) Ebu Davud'da Ebu Hureyre'den naklonunan bir rivayette Allah Rasulü şöyle söylemiştir:"Tin Suresi'nin "Allah en iyi hükmeden değil midir?" ayetini okuduğunuzda "evet, ve ben buna şahidim" deyin; Kıyamet Suresi'nin bu ayetini okuduğunuz zaman "evet" deyin ve Murselat Suresi'nin son ayetini de "Kur'an'dan başka hangi söze inanacaklar?" okuduğunuz zaman "Alah'a iman ettik" deyin buyurmuştur."
Allah'ım seni tenzih ederim ki yine evet.
13 Kasım 2007 Salı
En'am Suresi 151-153. Ayetler ve Açıklaması
(video'yu youtube'da izlemek için tıklayın)
Meal:
151- De ki: Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım:
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın,
Anneye babaya iyi davranın,
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.
Çünkü sizin de onların da rızkını veren Biz’iz.
Çirkin kötülüklerin, fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın.
Allah’ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın.
İşte bunları size emretti; umulur ki akıl erdirirsiniz.
152- Yetimin malına, “o erginlik çağına erişinceye kadar o en güzel şeklin dışında” yaklaşmayın.
Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın,
Biz hiçbir nefse, gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz.
Söylediğiniz zaman “yakınınız dahi olsa” adil olun.
Allah’ın ahdine vefa gösterin.
İşte bunları size emretti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
153- Bu Benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun,
Sizi O’nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın.
İşte bunları size emretti; umulur ki korkup sakınırsınız.
Açıklamalar:
Rabbimizin getirdiği sınırlamalar, insan hayatının düzeni için Allah'ın belirlediği çizgilerdir ve bunlar tüm ilahi kanunların esas temelini oluştururlar. İlk kısımda “Gelin size Allah'ın neleri haram kıldığını okuyayım” denmiştir yani kendi koyduğunuz sınırlamaları, kuralları bir tarafa bırakın da Allah ne diyor ona bir bakın denir. Mevdudi'nin bu konudaki açıklamalarını temel alarak ayetlerde geçen bazı konulara şöyle değinebiliriz:
“O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın”
İnsan şu durumlarda Allah'a ortak koşmuş demektir:
1.İlah olarak Allah'tan başka bir şey daha kabul ederse.
Hıristiyanların Hz. İsa'yı Rab kabul etmesi veya Hıristiyanlık üçlemesi, Yahudilerin “Üzeyir Allah'ın oğludur” demesi (Tevbe 30-31) veya rahiplerin Rab kabul edilmesi, meleklerin Allah'ın kızları olduğuna inanılması gibi Allah'tan başka bir varlığa ilahlık statüsü verilmesi durumudur.
2. Her bakımdan ve tüm kapsam ve kuşatıcılığıyla yalnız Allah'a ait olan sıfatları bir başka şeye verirse.
Sözgelimi, herhangi bir kişi şu veya bu kimsenin 'gayb' dahil herşeyi bildiğine veya herşeyi duyduğuna, Allah gibi yanılmaz olduğuna O'nun gibi yaratıcı olduğuna, O'nun gibi ya da O'ndan daha merhametli olduğuna, her şeyden haberdar olduğuna vb inanırsa ve bunun gibi yalnız Allah'a ait olan sıfatları o kişiye verirse o kişiyi Allah'a ortak koşmuş olur.
3. Güç ve kudretinde Allah'a bir ortak daha tanırsa.
Allah'tan başka bir kimsenin, yalnızca Allah'a ait güçlerden birine veya tamamına sahip olduğuna inanmak şirktir. Sözgelimi, Allah'ın yanı sıra bir başkasının tabiatüstü bir yolla yarar veya zarar verebileceğine, ihtiyaçları giderip yardım edebileceğine, (-ki biz bu konuda yalnız Allah'tan yardım dileriz ve yardım dilenecek kişi yalnızca Allah’tır. ‘Fatiha- 4’) koruyup gözetebileceğine, çağrıları duyup kaderi tayin edebileceğine veya engelleyebileceğine ve insan hayatı için kanun koyabileceğine inanan Allah'a ortak koşmuş olur.
4. Hakları konusunda Allah'a bir başka ortak daha tanırsa.
Allah'ın insan üzerindeki haklarını tanımamak veya başkasına addetmektir. Sözgelimi, huzurunda insanın elleri bağlı ayakta durması, eğilip secdeye varması, adına adakta ve sunularda bulunulması ve yüceliği karşısında şükür işareti olarak kurban kesilmesi Allah'ın insan üzerindeki haklarıdır. Yine, sıkıntı ve güçlükleri giderilmesi için yalvarılma hakkına sahip olan Allah’tır. Öyle ki müddessir suresinin 56. ayetinde “..Saygı duyulup cezasından sakınmaya lâyık olan da, günahkârların günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız O'dur.” denir. Hıristiyanlıktaki günah çıkarma, rahiplerden bağışlanma dileme buna zıttır, günahı ancak Allah bağışlar ve ancak ondan bağışlanma talep edilir, çünkü bu Allah’ın hakkıdır. Aynı şekilde; ibadet edilmeye, yüceltilmeye, bağlanılmaya, en çok kendisinden korkulmaya, bir başka kişi veya şeyden daha çok sevilmeye yalnızca Allah layıktır. Diğer tüm sevgiler O’nun sevgisine feda edilebilmelidir. Eğer bu gibi haklardan biri bile Allah’tan başkasına tanınacak olursa, bu başkasına Tanrı unvanı verilsin verilmesin, böylesi bir durum Allah’a ortak koşmaktır.
“Çirkin kötülüklerin, fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın.”
Arapçada “fevahiş”(fuhşiyat) kelimesi çirkinliği açık-bariz olan her türlü kötü ve çirkin davranışı ifade eder. Kur’an; zina, eşcinsellik, çıplaklık, üvey anne ile evlenme, gibi davranışların bu kategoriye alır. Bunun yanı sıra nakledilen hadislerde; hırsızlık, içki ve dilencilik de ‘fuhuş’ olarak nitelendirilmiştir. Aynı şekilde tüm diğer çirkin işler de ‘fuhuş’ olup, İlahi Hüküm böylesi işlerin açıktan ve gizliden yapılmamasını emreder.
“Allah’ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın.”
Allah'ın temel bir ilke olarak çiğnenemez kıldığı insan hayatının kutsallığı burada ilan edilmiştir. Bu ilkenin 'Hak'lı olarak çiğnenmesini yani insan hayatına kıymanın helal olduğu durumları Kur'an üç kuralla ifade edilmiştir. Bunlar:
1. Bir başka insanı kasten öldürmek.
2. Savaş dışında bir seçenek bırakmayacak şekilde İslam'a karşı çıkmak; İslam'ın hâkimiyet ve yerleşmesini engellemeye çalışmak.
3.İslami yönetimin sınırları içerisinde karışıklık çıkarmak(fitne) veya İslami hükümleri devirmeye girişmek.
Hz. Peygamber(s.a.v) bunlara şu iki durumu da eklemiştir:
1. Evliyken zina etmek.
2. İmanından sonra küfredip (irtidat) İslam toplumunu terketmek.
Kim olursa olsun bu beş durum dışında insanın canına kıyılamaz.
“Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar ‘o en güzel (şeklin) dışında’ yaklaşmayın.”
Buradaki "En güzel şekil"; bencil olmamaya, iyi niyet ve yetimin iyiliğine dayalı bulunan; Allah ve insan nazarında reddedilemez şekilde olan demektir. Ayrıca yetimi kimsesiz görüp de malının üzerine yatmayın denir çünkü yetimin kimsesi Allah’tır.
“Allah’ın ahdine vefa gösterin.”
Ahid kelimesi sözlükte “söz verme, antlaşma, sözleşme, mukavele” anlamlarına gelir. Allah'ın Ahdi: 1) İnsanın Allah'la yaptığı sağlam anlaşma, 2) Kişinin Allah adına bir başkasıyla yaptığı dönülmez sözleşme 3) Allah'ın yeryüzünde doğar doğmaz kişi için ortaya çıkan tabii bağlantılardır.
Bunlardan ilk ikisi niyete ve seçime bağlıyken, üçüncüsü ahlaki bir zorunluluktur. İnsanın üçüncü bağlantının seçiminde herhangi bir rolü yoksa da, yine de bu bağlantı ilk ikisi ölçüsünde zorunlu ve yerine getirilmesi gereken bir bağlantıdır. Çünkü Allah insana olağanüstü fiziksel ve zihinsel melekeler vermiş ve yerleşmesi için yeryüzünü donatıp kendisine de her türden rızık ve sınırsız kaynaklar sağlamıştır. Bütün bunlar tabii olarak insan üzerinde Allah adına bazı haklar doğurur. Ayrıca A'raf suresinin 172. ayetinde İnsanın Allah’a verdiği söz şöyle anlatılır: “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti de onlar: ‘Evet Rabbimizsin, şahid olduk’ demişlerdi. Bu, Kıyamet günü ‘biz bundan habersizdik’ dememeleri içindir” Bu ahid İnsanların Allah’ı Rab olarak tanıma konusunda Bezm-i ezelde, kalubelada verdikleri söz olarak nitelendirilir. Bu sözü hatırlamamamız bundan habersiz veya soyutlanmış olduğumuz anlamına gelmez. Çünkü insan yapı itibariyle verilen bu sözün özüyle doğar, yani verilen söz insanın fıtratına(tabiatına) yerleştirilmiştir. Hz. Peygamberin(s.a.v) “Her insan İslam fıtratıyla doğar.” hadisi de buna delil gösterilebilir. Allah verilen bu söze vefa göstermemizi ister.
9 Kasım 2007 Cuma
Hümeze Suresi ve Türkçe Meali v2
Hümeze suresinin arapça metni, seslendirilmesi ve türkçe meali. Arapça okuyan: Ebubakr Shatri. Kendi gayretlerimizle hazırladığımız bir videodur.
26 Ekim 2007 Cuma
Videolar
- [4 Ekim 2009] Guraba (Gureba | Garipler - Türkçe alt yazılı)....................................İzle - İndir
- [22 Haziran 2009] Dua...................................................................................................... İzle - İndir
- [13 Kasım 2007] En'am Suresi 151-153. ayetler ve Türkçe Meali...... (3,45 mb) İzle - İndir
- [09 Kasım 2007] Hümeze Suresi ve Türkçe Meali v2............................ (5,34 mb) İzle - İndir
- [07 Ekim 2007] Adiyat Suresi ve Türkçe Meali ........................................(2,30 mb) İzle - İndir
- [26 Ağustos 2007] Fatiha Suresi ve Türkçe Meali.................................. (1,95 mb) İzle - İndir
- [26 Ağustos 2007] Hümeze Suresi ve Türkçe Meali................................. (932 kb) İzle - İndir
- [20 Ağustos 2007] Maun Suresi ve Türkçe Açıklaması........................ (2,03 mb) İzle - İndir
- [20 Ağustos 2007] Rahman Suresi Abdulbasit Abdussamed............. (7,81 mb) İzle - İndir
Sitede yayınlanan diğer tüm videolar için tıklayın.