22 Haziran 2009 Pazartesi
Dua
Dua insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir ve bunu Allah'a duyurmasıdır. Dua, insanın acziyetinin itirafıdır. Dua yakarıştır aciz olmaktan uzak olana, Sübhan olana... Dua, Allah'a çıkarılmış davettir. Dua insanın Allah'a imdat çağrısıdır. Dua mü'minin silahıdır...
(videoyu vimeo'da izlemek için tıklayın)
4 Ocak 2009 Pazar
3 Ocak 2009 Cumartesi
Bazı Tesbih, Dua ve Arapça Sözlerin Anlamları
"Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir)." (Yasin 69-70)
Bazı Tesbih, Dua ve Arapça Sözlerin Anlamları:
- Bismillah: Allah'ın adıyla (ismiyle).
- Bismillahirrahmanirrahim: Esirgeyen ve bağışlayan(Rahman ve Rahim olan) Allah'ın adıyla.
- La ilahe illallah Muhammeden Resulullah: Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed O'nun Resuludur.
15 Nisan 2008 Salı
8 Kasım 2007 Perşembe
Kuran-i Kerim’den Bazı Dualar ve Açıklamaları -1
1. "…Ey Rabbim! Bana yüce katından temiz bir nesil bağışla. Muhakkak ki Sen duaları işitensin." (Al-i İmran 38)
Hz. Zekeriya, kendisinden sorumlu kılındığı Hz. Meryem’e her baktığında evlat hasretiyle kavruluyordu ve o zaman tüm gücüyle istemek için Yaratıcısına döndü ve “Rabbim” dedi, “Bana yüce katından temiz bir nesil bağışla. Şüphesiz Sen duaları işitensin”. Duasını büyük bir istekle yapmış ve “biliyorum Sen işitiyorsun sesimi, Sen işitensin” diyerek Ona Es-Semi sıfatıyla yalvarmıştı yani gerektiği (17-110) gibi Onu en güzel isimlerden biriyle çağırmıştı. Bir gün Hz. Zekeriya namaz kılarken melekler ona seslendi “Rabbin sana Yahya’yı müjdeler…”(3-39) Allah duasını kabul etmişti ve bunu ona bildirmişti. Bu kez Hz. Zekeriya şöyle sordu: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Gerçekten ben ihtiyarlık çağımdayım ve karım da kısır”. Oysa Allah’tan evlat isterken de aynı durumdaydı. Ama durumuna bakmadan isteyen kendisiydi. “Benim nasıl oğlum olabilir” diyen de kendisi. İki tavır da aynı kişidendi fakat aynı yerden değildi. Dua ederken kalbiyle istemişti, şimdi ise aklıyla soruyor. İşte dua böyle yapılmalıydı. İstemek bu şekilde olmalıydı. Sonra Allah buna cevaben “Bu böyledir. Allah dilediğini yapar” dedi. Evet, “Allah dilediğini yapar” Bunu bilerek Ondan istemek ve her ne olursa olsun umutsuzluğa düşmemek Hz. Zekeriya aracılığıyla bize aktarılan örnek bir davranıştı. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez (12-87). Ayrıca insanın mutlaka karşılık alacağına inandığı bir ruh hali içinde dua etmesi gerektiği, gafil bir kalpten gelen duanın kabule şayan olamayacağı da buradan çıkarılacak derslerden biridir.
2. "Rabbim, beni ve soyumdan gelenleri namazda sürekli kıl. Rabbimiz duamı kabul buyur. Rabbimiz hesabın yapılacağı gün beni, anne-babamı ve müminleri bağışla." (İbrahim 40-41)
Hz. İbrahim “Hamd Allah’a aittir ki, O, bana ihtiyarlığıma rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir.” dedikten sonra bu duayı okumuştur. Fakat Hz. İbrahim duasında müşrik olan babasını da anmıştı, çünkü babasına onun için kendi Rabbine dua edeceğine dair söz vermişti (19-48). Fakat sonra Hz. İbrahim'e, babası için dua etmemesi gerektiği çünkü onun bir Allah düşmanı olduğunun açıklanmasıyla (9-114) İbrahim de ondan uzaklaştı. Burada Allah’a apaçık düşmanlık gösterenlere en yakınımız olsa bile dua etmemek gerektiği görülmektedir. Hz. İbrahim’in “Soyumdan gelenleri de namazda sürekli kıl ve anne-babamı da, müminleri de bağışla” diye başkaları için de dua etmesi, duayı yalnız kendi isteklerimiz için kullanmamamız ve başkaları için de dua etmemiz gerektiğini gösterir. Sahih-i Müslim’den bir hadiste Hz. Peygamber(s.a.v): “Herhangi bir Müslüman, gıyabında kardeşi için dua ederse, kesinlikle melek: “O duanın bir misli de sana olsun” diye dua eder.” buyurmuştur.
3. "…Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru." (Bakara 201)
Bu ayetten önceki ayette “İnsanlardan öylesi vardır ki: ‘Rabbimiz bize dünyada ver’ der; böylelerinin ahirette nasibi yoktur.”(2-200) denir. Yukarıdaki dua ayetinden sonraki ayette ise “İşte bunların (böyle diyenlerin) kazandıklarına karşı nasipleri vardır”(2-202) denir. Görülüyor ki; ne sadece dünyada ne de sadece ahirette değil her ikisinde de iyilikler istenmesi gereklidir. Üstelik ilk kısımda “Allah’ım bana dünyayı ver” anlamı vardır yani iyilik anlamına gelen “haseneh” bu istek içinde geçmemektedir. Müddessir süresinde bahsedilen durumda Allah şöyle der: “Ben ona alabildiğine çok mal ve göz önünde hazır çocuklar verdim ve sayısız imkân ve fırsatları önüne serdim. O ise daha da arttırmam için doyumsuz isteklerde bulunur. Hayır; çünkü o, bizim ayetlerimize karşı kesin bir inatçıdır, Onu alabildiğine sarp ve çetin bir yokuşa süreceğim, Onu cehenneme sürükleyip atacağım”. Görüldüğü gibi Allah dünyayı isteyene dünyayı vermiş, fakat onun ahiretten medet ummamasının sonucu olarak Allah’ın ayetlerine yüz çevirmesi onu cehenneme sürüklemiş yani ahirette bir nasibi olmamıştır.
4. "…Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (A’raf 126)
A’raf suresinde anlatıldığına göre Hz. Musa, Firavun’a mucizelerle gelmiş ve kendisinin Allah’ın bir elçisi olduğunu, İsrailoğulları’nı kendisiyle birlikte göndermesi gerektiğini söylemiştir. Bu mucizeleri gören Firavun ve kavminin önde gelenleri, İsrailoğulları’nı bir sömürü kaynağı olarak gördüklerinden ve bu kaynağı kaybetmek istemediklerinden bu mucizelerin bir büyüden ibaret olduğunu söylemişler ve Hz. Musa’yı yalanlamışlardı. Firavun; Hz. Musa’nın bir peygamber değil de yalancı bir büyücü olduğunu topluma kabullendirmek ve onu halkın gözünde küçük düşürmek için bütün bilgin büyücüleri toplatıp Hz. Musa ile büyücüler arasında bir düello düzenletir ve büyücülere, eğer galip gelirlerse kendilerine büyük bir ödülün varlığından haber verir.
Düello zamanı, büyücüler alanda toplanan halkın önüne çıktıklarında asalarını yere vurup insanları dehşete düşürecek büyülerini (muhtemelen asaları yılana dönüşüyor) gösterdiler. Bunun üzerine Allah, Hz. Musa’ya “Asanı Fırlat!”(7-117) der ve o da fırlatır, bir de ne görsünler; asadan çıkan mucizevî bir yaratık büyücülerin bütün sihirlerini siliyor, toplayıp yutuyor. Bu muhteşem olaya şahit olan sihirbazlar anında secdeye kapanır ve “Âlemlerin Rabbine iman ettik, Musa’nın ve Harun’un Rabbine…” derler. Bu duruma dehşetle sinirlenen Firavun: “Ben size izin vermeden nasıl olurda iman edersiniz! Muhakkak ki bu olaylar sizin ve Musa’nın arasında, İsrailoğolları’nı buradan çıkarmak için planladığınız bir düzmecedir” der. Daha sonra Firavun büyücülere: “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim!” der. Bunun üzerine büyücüler: “Biz de şüphe yok ki Rabbimize döneceğiz, sen bizden Rabbimize iman etmemizden başka bir nedenle intikam almıyorsun. Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür.” der.
Bu hadisede özellikle dikkat edilecek birkaç şey vardır. Büyücülerin dakikalar içinde tereddütsüz imana gelmesi nasıl mümkün oluyordu? Aynı mucizeyi Firavun ve kavminin önde gelenleri de görmüştü ama bu onların sadece öfkelerini arttırmıştı. Bunun nedeni neydi? Ankebut Suresi’nin 43. ayetinde şöyle denir: “İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası buna akıl erdiremez” Bu mucizenin bir sihir olmadığını büyücülerden daha iyi kimse bilemezdi, büyücüler orada bir mucizeye şahit olduklarını biliyorlardı ve bu bilgileri onların kendilerini kandırmalarına ve iman etmemelerine bir engeldi, çünkü bu bir sihir olamazdı bu ancak insanüstü, kudret sahibi bir Rabbin gücüydü. Firavun’un inanmamasında ise hem cahilliği hem de büyüklenmesi etkili oldu.
Bir diğer önemli nokta ise Firavun’un, Büruc Suresi’nde belirtilen, Allah’ın lanetlediği Ashabı Uhdud gibi davranarak Allah’a iman etmelerini sebep gösterip büyücüleri ölümle tehdit etmesiydi. Kendilerini işkence ve ölümle tehdit eden Firavun’a karşılık büyücüler: “Biz de Rabbimize döneceğiz. Allah’ım bize sabır ver çünkü öleceksek Müslüman olarak ölmek istiyoruz” derler. O ne müthiş bir imandır ki en ağır korkular karşısında taviz vermezler, ölümü göze alarak imanlarına sarılırlar. Çünkü biliyorlar ki Allah, kendisinden korkulmaya Firavun’dan veya ölümden daha layıktır, öyleyse O’na imanda Firavun için bir taviz verilemez. Oysa günümüzde, en ufak bir zorlamayla bile dinimizi hiçe sayıyor, taviz üstüne taviz veriyoruz. Dinimizden yırtıp dünyamıza yama yapıyoruz. Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür. (Âmin)
24 Ekim 2007 Çarşamba
Dua
Allah'ım!
Ey alemlerin Rabbi!
Ey sevgiyi sevgiyle yaratan!
Ey seven, sevdiren ve sevindiren!
Ey rahmetin sonsuz kaynağı!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Ey gönüllerin mutlak hakimi!
Ey zâtını hamd ile azîz olduğum!
Ey zâtını hamdden âciz olduğum!
Ben, layıkıyla övemem Seni!
Sen, övdüğün gibisin kendini!
Seni, layıkıyla ancak Sen tanırsın!
Seni, layıkıyla ancak Sen översin!
Hamd’im Sana mahsustur, senâm Sanadır!
Umudum, korkum ve sevdam Sanadır!
Özümü Sana çevirdim, Sana tutundum!
Elimi Sana açtım, gönlümü Sana sundum!
Beni kovmaz diye kapına geldim!
Affı boldur diye affına geldim!
Tuttum günahımdan yüzüme perde!
Kulluk edemedim lütfuna geldim!
Allah'ım!
Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
Yardan da serden de geçemiyorum.
Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!
Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!
Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!
Varlığım Senin varlığının şahidi!
Varlığım Senin rahmetinin şahidi!
Allah'ım!
Ey Vedud olan!
Hem seven, hem de sevilmeyi dileyensin.
Ey varlığı sevgi olan, ey sevginin sonsuz kaynağı!
Biz var ettiğini severiz, Sen sevince var edersin.
O sonsuz hazinenden bizim için de bir sevgi var et!
O sonsuz sevgi selinin içine bizi de kat; sev bizi!
Sen seversen sevdirirsin; sevdir bizi!
Sevdiğini cennetinle sevindirirsin; sevindir bizi!
Allah'ım!
Varsın, bütün kainat varlığının aynası.
Birsin, bütün mevcudat birliğinin şahidi.
İnanmışız her ne ki tek, o Yaratan’dır
Biliriz ki her ne ki çift, o yaratılandır.
Her şey Sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin Sen.
Ehad’sin, Vahid’sin, Samed’sin Sen!
Allah'ım!
Maddedeki her atomun tesbih ettiği Sensin.
Nefes alan her canlının zikrettiği Sensin.
Akıl emanet ettiğin her varlığın aklettiği Sen,
Duyan ve duyuran her duyunun hissettiği Sensin.
Kadr ü kıymet bilenlerin şükrettiği Sen,
Varlığı nimet bilenlerin hamd ettiği Sensin!
Allah'ım!
Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.
Şeytandan Sana sığınır e’uzu billah deriz
Her işe Seninle başlar bismillah deriz.
Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
Versen de alsan da elhamdülillah deriz
Hayran kaldığımızda maşaallah,
Pişman olduğumuzda estağfirullah deriz.
Sevindiğimizde Allahüekber,
Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
Canımız sıkıldığında fe-sübhanallah,
İlendiğimizde katelehumullah deriz.
Zafer kazandığımızda nasrun minallah,
Rızık kazandığımızda er-rizku ala’llah deriz.
Bir işi arzu ettiğimizde inşaallah,
Bir işi başardığımızda biiznillah deriz
Güçlük karşısında la-havle ve la-kuvvete illa billah,
Söz verdiğimizde v'Allah ve billah deriz.
Allah'ım!
Ben kulum, Sen Allah’sın.
Ben isteyenim, Sen verensin.
Ben susayanım, Sen su verensin.
Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin.
Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin.
Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin.
Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın.
Kul kulca ister, Sen Allah’ça verirsin.
Halim arzuhalimdir, duruşum duam.
Sensizken neyim var, Senliyken ne gam?
Allah'ım!
İmanı olanın imkanı tükenmez.
İmandan ve Kur’an’dan ayırma!
Kur’an’dan mahrum kalana ışık erişmez.
Kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma!
Kur’an’ı bizden razı, bizi Kur’an’dan razı kıl!
Hesap gününde Kur’an’ı şahit kıl, şekvacı kılma!
Kur’an’ı bize aç, bize Kur’an’ı aç!
Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç!
İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç Ya Rabbi!
Allah'ım!
Sorunlarımızın elinde imanımızı kar gibi eritme!
İmanımızın elinde sorunlarımızı kar gibi erti.
Bizi dünyalıklarımızın altında at etme.
Dünyalıklarımızı altımızda Burak et!
Sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin verme!
Aklımızı ak, aşkımızı ak, yüzümüzü ak eyle!
İmtihan potasında bizi cevher et, cüruf etme!
Bize götüreceğimiz yükü yüklet!
Götüremeyeceklerimi yükletme!
Kahrından lütfuna sığınırız Allah'ım!
Celalinden cemaline sığınırız Allah'ım!
Senden Sana sığınırız Allah'ım!
Yalnız Sana sığınırız Allah'ım!
Allah'ım!
Beni Allah’la aldatanlardan etme!
Allah’la aldatanlara aldananlardan etme!
Şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme!
Şeytanın süslediği eylemlerimize izin verme!
Bana Hz. Adem’in tevbesini, Hz. Nuh’un direncini ver!
Hz. İbrahim’in imanını, Hz. İsmail’in teslimiyetini ver!
Hz. Yakup’un dirayetini, Hz. Yusuf’un iffetini ver!
Hz. Musa’nın celadetini, Hz. Harun’un sadakatini ver!
Hz. Davud’un sadasını, Hz. Süleyman’ın gayretini ver!
Hz. Eyyub’un sabrını, Hz. Lokman’ın hikmetini ver!
Hz. Zekeriyya’nın hizmetini, Hz. Yahya’nın şahadetini ver!
Hz. Meryem’in adanmışlığını, Hz. İsa’nın safiyetini ver!
Ve Hz. Muhammed’in muhabbetini ver Ya Rab!
Allah'ım!
Bana eşyanın hakikatini göster.
Bana hakikate itaat, batıla isyan liyakati lütfet.
Dininin derdini derdim kıl, özel dertlerimi satın al.
Öyle aziz dertlere mübtela kıl ki, dermana bakmayayım.
Bana, tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat!
İrademi inayetsiz, bilgimi hikmetsiz bırakma Allah'ım!
İmanımı gayretsiz, sadakatimi mesnetsiz bırakma Allah'ım!
Mizacımı fıtratsız, ahlakımı nezaketsiz bırakma Allah'ım!
Hayatımı muhabbetsiz, ahretimi cennetsiz bırakma Allah'ım!
İmanımı aklımın elinde esir etme!
Aklımı hissiyatımın elinde rezil etme!
Hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme!
Allah'ım!
Ağlamayan gözden, sızlamayan özden, kızarmayan yüzden Sana sığınırım.
Şirkten, küfürden, müşrikten,
Cahilden, gafilden, kafirden Sana sığınırım.
Harama dayalı servetten,
Hak edilmemiş şöhretten Sana sığınırım.
Korkaklıktan, pısırıklıktan, kıskançlıktan Sana sığınırım.
Hasetten, fesattan, kesattan, nifaktan,
Fısktan, fücurdan Sana sığınırım.
İftiradan, ihanetten, cimrilikten, kincilikten
Sana sığınırım.
Allah'ım!
Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana
Bir lahza dahi bana bırakma beni!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana.
Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen.
Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver!
Sen “Ol!” deyince olur, olmaz “Ol!” demezsen.
Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!
Al işte ellerim, uzattım Sana!
Ne olur, ne olur bırakma beni bana!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana!
Allahım, ellerimi bırakma!
Allah'ım!
Bırakma bizi!
Tut elimizi!
(Amin!)
Mustafa İSLAMOĞLU